Deprem gerçeğiyle yaşayan bir kentte hazırlık, yalnızca toplantılar yapmakla, eylem planları hazırlamakla veya afet tatbikatları düzenlemekle ölçülmez. Bunların hepsi elbette önemli. Ancak vatandaşın bilmek istediği çok daha somut sorular var: Kocaeli’de kaç bina incelendi? Kaç binanın riskli olduğu belirlendi? Kaçı güçlendirildi, kaçı yıkıldı? Peki ya riskli olduğu tespit edildiği hâlde hâlâ insanların yaşadığı binalar?
Bunlar sıradan sorular değil. Bir kentin deprem karşısındaki gerçek hazırlığını anlamak için cevaplanması gereken temel sorular.
Kocaeli, 17 Ağustos 1999 depreminin acısını yaşamış bir şehir. Aradan geçen yıllara rağmen deprem tehlikesi ortadan kalkmadı. Üstelik nüfus arttı, yapılaşma genişledi, sanayi bölgeleri büyüdü. Dolayısıyla bugün yapılması gereken, geçmişte yaşanan felaketi anmakla yetinmek değil, gelecekte yaşanabilecek bir felakete ne kadar hazır olduğumuzu açıkça ortaya koymak.
Kaç bina incelendi, kaçının durumu belirsiz?
Kocaeli’deki yapı stokuna ilişkin çeşitli çalışmalar ve bina taramaları yapıldığı biliniyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir binanın ön incelemeden geçirilmiş olması, o binanın deprem güvenliğinin kesin olarak belirlendiği anlamına gelmez.
Ön inceleme başka, ayrıntılı mühendislik performans analizi başka, mevzuata göre resmî riskli yapı tespiti ise başka bir süreçtir.
Bu nedenle kamuoyuna yalnızca kaç binanın tarandığını açıklamak yeterli değil. Tarama sonucunda kaç binanın ayrıntılı incelemeye ihtiyaç duyduğu, kaç binada risk işareti görüldüğü ve bu binalar için hangi işlemlerin yapıldığı da açıklanmalı.
Örneğin şu soruların cevaplarını biliyor muyuz?
-
Kocaeli genelinde bugüne kadar kaç bina incelendi?
-
Bu binaların kaçı 1999 öncesinde, kaçı 1999 sonrasında yapıldı?
-
İncelenen binaların kaçında ayrıntılı performans analizine ihtiyaç duyuldu?
-
Kaç binada ağır veya orta düzeyde risk tespit edildi?
-
Hangi ilçede kaç bina incelendi, kaç bina henüz inceleme kapsamına alınmadı?
-
İnceleme sonuçları vatandaşların erişimine açık mı?
Bu bilgiler yalnızca teknik raporlarda kalmamalı. İlçe ilçe, anlaşılır ve karşılaştırılabilir biçimde kamuoyuyla paylaşılmalı.
Riskli bina tespit edildi, peki sonra ne oldu?
Asıl önemli mesele belki de tam burada başlıyor.
Bir binanın riskli olduğunun belirlenmesi tek başına çözüm değil. Önemli olan, tespitten sonra ne yapıldığıdır.
Kaç binaya güçlendirme önerildi? Kaçında güçlendirme çalışması tamamlandı? Kaç bina yıkıldı? Kaçının yerine yeni ve güvenli yapılar inşa edildi?
Daha da önemlisi, riskli olduğu belirlenen ancak henüz güçlendirilmemiş veya yıkılmamış kaç bina bulunuyor?
Bu soruların cevabı olmadan Kocaeli’nin deprem hazırlığı konusunda gerçekçi bir değerlendirme yapmak mümkün değil.
Çünkü vatandaşın bilmesi gereken yalnızca tehlikenin varlığı değil, bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için ne kadar yol alındığıdır.
İlçeler arasındaki farklar ortaya konulmalı
Kocaeli tek merkezden ibaret bir şehir değil. İzmit, Gebze, Gölcük, Darıca, Derince, Körfez, Kartepe, Başiskele, Karamürsel, Kandıra, Dilovası ve Çayırova birbirinden farklı yapı stoklarına, nüfus yoğunluklarına ve yerleşim özelliklerine sahip.
Bu nedenle deprem hazırlığına ilişkin veriler yalnızca Kocaeli geneli için açıklanmamalı. Her ilçenin kendi tablosu ortaya konulmalı.
Örneğin Gölcük’te kaç bina incelendi? Gebze’de kaç bina için güçlendirme gerekiyor? Darıca’da riskli olduğu belirlenen kaç yapı bulunuyor? İzmit’te 1999 öncesi yapıların ne kadarı ayrıntılı incelemeden geçti?
İlçeler arasında karşılaştırma yapılabilmesi, hem eksikliklerin görülmesini hem de kaynakların doğru bölgelere yönlendirilmesini sağlayacaktır.
Deprem hazırlığının bütçesi ne kadar?
Bir başka önemli konu da ayrılan kaynaklar.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar deprem hazırlığı için son yıllarda ne kadar bütçe ayırdı? Bu bütçenin ne kadarı harcandı? Harcamalar hangi projelere yönlendirildi? Hangi projeler tamamlandı, hangileri devam ediyor?
Sadece bütçe açıklamak da yeterli değil. Harcanan paranın karşılığında hangi somut sonuçların elde edildiği gösterilmeli.
Kaç bina güvenli hâle getirildi? Kaç kişiyi ilgilendiren risk azaltıldı? Kaç afet lojistik noktası hazırlandı? Kaç toplanma alanı vatandaşın kullanımına gerçekten uygun hâle getirildi?
Kamu kaynaklarının kullanıldığı her çalışmada olduğu gibi deprem hazırlığında da hesap verebilirlik esas olmalı.
Planlar kadar uygulama da önemli
Kocaeli’de afetlere yönelik eylem planları, toplantılar ve hazırlık çalışmaları yürütülüyor. Bunlar elbette gerekli. Ancak bir planın hazırlanmış olması, o planda yer alan bütün tedbirlerin hayata geçirildiği anlamına gelmiyor.
Toplanma alanları belirlenmiş olabilir. Peki bu alanlara ulaşım mümkün mü? Tabelaları var mı? Elektrik, su ve tuvalet gibi temel ihtiyaçlar karşılanabiliyor mu?
Afet lojistik merkezleri planlanmış olabilir. Peki bunlar hangi aşamada? Depremden hemen sonra ihtiyaç duyulacak malzemeler nerede, ne kadar ve hangi koşullarda muhafaza ediliyor?
Bu soruların da açık cevapları olmalı. Çünkü afet anında vatandaşın karşısına çıkacak olan şey, dosyalardaki planlar değil, sahadaki gerçek hazırlık olacaktır.
Bu soruların cevabı neden önemli?
Burada herhangi bir kurumu peşinen suçlamak veya yapılan çalışmaları yok saymak gibi bir yaklaşımımız yok. Tam tersine, yapılan çalışmaların sonuçlarını öğrenmek istiyoruz.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne, ilçe belediyelerine, Valiliğe ve ilgili kamu kurumlarına yöneltilmesi gereken sorular belli:
Kaç bina incelendi? Kaç bina riskli çıktı? Kaç bina güçlendirildi? Kaç bina yıkıldı? Kaç riskli bina hâlâ işlem bekliyor? Deprem hazırlığı için ne kadar para harcandı ve bu harcamalar hangi somut sonuçları doğurdu?
Bu soruların yanıtları kişisel bilgileri ve güvenlik açısından sakıncalı ayrıntıları içermeden, toplu istatistikler ve mevcut raporlar üzerinden kamuoyuyla paylaşılabilir.
Üstelik bu bilgileri istemek bir ayrıcalık değil, vatandaşın en doğal hakkıdır.
Deprem olduğunda kaç kişinin etkileneceğini tahmin etmekten önce, bugün kaç kişinin riskli binalarda yaşadığını bilmemiz gerekiyor.
Kocaeli’nin deprem hazırlığı konusunda artık yalnızca ne yapılacağının değil, bugüne kadar ne yapıldığının da konuşulması gerekiyor.
Çünkü deprem kapıyı çaldığında kimse hazırlık toplantılarının sayısını sormayacak. İnsanlar evlerinin ayakta kalıp kalmayacağını, ailelerinin güvende olup olmadığını merak edecek.
Ve o gün sorulacak en ağır soru şu olacak:
Biz bu kadar yıl boyunca neyi bekledik?