Son günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye uçak gemisi konuşlandırması yeniden “ABD İran’a saldırır mı?” sorusunu gündeme taşıdı. Sokaktaki vatandaşın da, uluslararası çevrelerin de zihnindeki soru aynı: Eğer saldırmayacaksa neden bu kadar askeri güç yığılıyor?
Benim kanaatim net: Uçak gemisi göndermek her zaman savaş başlatmak anlamına gelmez. Çoğu zaman tam tersine, savaşı engellemek için yapılır.
Bir uçak gemisi sıradan bir askeri unsur değildir. Onlarca savaş uçağı, füze savunma sistemleri, destroyerler ve denizaltılarla birlikte hareket eden devasa bir mobil askeri güçten söz ediyoruz. Bu güç, gerektiğinde saatler içinde operasyon yapabilecek kapasitededir. Ancak bu kapasite çoğu zaman kullanılmak için değil, gösterilmek için sahaya sürülür. Çünkü uluslararası siyasette caydırıcılık, çoğu zaman fiili saldırıdan daha etkilidir.
İran ile ABD arasındaki gerilim yeni değil. Yıllardır inişli çıkışlı bir kriz hattı var. Nükleer program tartışmaları, yaptırımlar, bölgedeki vekil güçler üzerinden yürüyen mücadele… Ancak iki taraf da bugüne kadar doğrudan ve kapsamlı bir savaştan özellikle kaçındı. 2020’de İranlı General Kasım Süleymani’nin ABD operasyonuyla öldürülmesi bile topyekûn bir savaşa dönüşmedi. Çünkü her iki taraf da kırmızı çizgilerin nerede olduğunu biliyor.
ABD’nin bölgeye askeri güç göndermesinin bir diğer boyutu da müttefiklerini koruma refleksi. Özellikle İsrail başta olmak üzere Körfez hattındaki ülkeler, İran’la doğrudan ya da dolaylı bir çatışma riski taşıyor. Washington, “yalnız değilsiniz” mesajını askeri varlıkla veriyor.
Burada asıl mesele şu: Güç göstermek savaş çıkarmak için mi yapılır, yoksa savaşı önlemek için mi? Tarih bize her iki ihtimali de gösteriyor. Ancak mevcut küresel konjonktürde ABD’nin İran’a geniş çaplı bir kara savaşı başlatması bana düşük ihtimal görünüyor. Bunun ekonomik maliyeti ağır olur, enerji piyasaları altüst olur, bölge yangın yerine döner.
Daha gerçekçi senaryo; sınırlı ve kontrollü gerilim. Vekil güçler üzerinden mesajlaşma, siber hamleler, yaptırımlar ve diplomasi masasında sert pazarlıklar… Yani kontrollü bir tansiyon politikası.
Elbette risk sıfır değil. Orta Doğu’da küçük bir kıvılcım bazen büyük bir yangına dönüşebilir. Yanlış hesaplama, yanlış bir füze, kontrol dışı bir milis hamlesi dengeleri değiştirebilir. İşte bu yüzden askeri yığınak hem güvenlik hem de risk unsuru taşır.
Benim gördüğüm tablo şu: ABD uçak gemisini savaşı başlatmak için değil, “çizgiyi aşma” mesajı vermek için gönderiyor. Asıl soru, karşı tarafın bu mesajı nasıl okuyacağıdır.