Uzun bir aradan sonra bu köşede yeniden kalemi elime alırken aklımda tek bir soru vardı: Nereden başlamalı?
Bugün, muhabirlik yaptığım yıllardan tanıdığım Abbas Çakar’ın ailesini derinden sarsan bir olaydan söz etmek istiyorum.
Abbas Çakar’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin İstanbul’daki görüşmesinin ardından kaleme aldığı “Savaş suçlusuna kırmızı halı: Kıyıdaki adaletin hesabı nerede?” başlıklı yazısını okudum. Diplomatik temasların, barış görüşmelerinin ve verilen fotoğrafların arasında bir ailenin cevapsız kalan adalet arayışını yeniden hatırlattı bana. İçimdeki adaletsizlik duygusu da bu yazıyı kaleme almama neden oldu.
Abbas abiyi, bu şehrin cevval asayiş muhabirlerinden biri olduğu yıllardan tanıyorum. Haberin peşinde koşan, sahayı bilen, mesleğine emek veren bir isimdi. Bugün ise kardeşi Savaş Çakar’ın ardından verilen adalet mücadelesiyle gündemde.
Savaş Çakar ne bir askerdi ne bir siyasetçi ne de savaşın taraflarından biriydi. O, ekmeğini denizden çıkaran, Türk bayraklı MV Reyhan Sarı gemisinin makine dairesinde çalışan 54 yaşında bir sivil denizciydi.
22 Temmuz’da, iki ülke arasındaki savaşın ortasında kaldı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre gemi, kamikaze İHA saldırısının hedefi oldu. Savaş Çakar, görev yaptığı makine dairesinde hayatını kaybetti. Cenazesi memleketi Derince’ye getirildiğinde geride acılı bir aile ve yanıt bekleyen sorular kaldı.
Ukrayna makamlarının Moloka adıyla duyurduğu operasyonlara ilişkin paylaşımlarda MV Reyhan Sarı’nın hedef alınan gemi olduğu ve gemide bir Türk vatandaşının hayatını kaybettiği bilgileri yer aldı.
Peki, bütün bunlar yaşanırken Türkiye’de bu olay neden daha fazla gündem olmadı? Bir Türk denizcisinin savaşın ortasında hayatını kaybetmesi neden kamuoyunda daha geniş yankı bulmadı?
T&O Denizcilik ve Çakar ailesi, adalet arayışını uluslararası hukuk mekanizmalarına taşıyor. Saldırının koşullarının, niteliğinin ve sorumlularının bağımsız ve yetkili makamlarca araştırılması gerekiyor. Çünkü sivil denizcilerin savaş koşullarında korunması yalnızca bir ailenin değil, uluslararası deniz taşımacılığında çalışan herkesin meselesi.
Türkiye’de 141 bini aşkın aktif gemi insanı bulunduğu açıklanıyor. Denizcilik sektörü; tersanelerden limanlara, gemi personelinden taşımacılık hizmetlerine kadar yüz binlerce insana istihdam sağlıyor. Ancak denizlerde ekmeğini kazanan insanların güvenliği, çalışma koşulları ve savaş bölgelerinde karşı karşıya kaldıkları riskler ne kadar gündemimizde? Savaş Çakar’ın yaşadıkları, yalnızca bir ailenin değil, denizlerde çalışan binlerce insanın güvenliğini yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Burada medyaya da önemli bir sorumluluk düşüyor. Ailenin hukuk mücadelesi hangi aşamada? Bu süreçte hangi gelişmeler yaşanıyor? Kamuoyu neden bu soruların yanıtlarını daha yakından takip etmiyor?
Abbas Çakar’ı geçmişten tanıyan ve mesleki duruşuna saygı duyan biri olarak bu hikâyeyi görmezden gelmek istemedim. Bir ailenin hak arayışının duyulması, sorularının yanıt bulması ve yaşananların unutulmaması gerektiğine inanıyorum.
Farkındayım, 22 Temmuz’dan bu yana çok zaman geçti. Kamuoyunun gündemi değişti, başka olaylar öne çıktı, hayat kendi akışında devam etti. Ancak değişmeyen tek şey vardı: Savaş Çakar’ın ailesinin adalet arayışı. Zaman geçti, gündem değişti ama bir ailenin beklediği yanıtlar hâlâ aynı yerde duruyor.
Abbas Çakar’a ve ailesine bı vesile ile
bir kez daha sabır diliyorum.
Savaş Çakar’ın ölümüne ilişkin soruşturma hangi aşamada? Sorumlular ne zaman hesap verecek?
Bu soruların yanıtını bekleyen bir aile var. Bu nedenle Savaş Çakar’ın hikâyesini hatırlatmaya ve adalet arayışını gündemde tutmaya devam etmeliyiz.