AK PARTİ GRUP TOPLANTISI… « İzmit Pusula Gazetesi

1 Mart 2024 - 11:45

AK PARTİ GRUP TOPLANTISI…

AK PARTİ GRUP TOPLANTISI…
Son Güncelleme :

05 Aralık 2017 - 21:09

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Anamuhalefetin diğer adıyla ana hıyanetin başındaki zata çağrımı tekrarlıyorum: Şayet iddiasını ispat edebilmiş olsaydı, ben Cumhurbaşkanlığı makamından ayrılacak, siyaseti de bırakacaktım. Ortada bu zatın iddia ettiği gibi bir para gönderme işi olmadığına göre aynı onurlu, haysiyetli, ilkeli tavrı kendisinden bekliyorum.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Anamuhalefetin diğer adıyla ana hıyanetin başındaki zata çağrımı tekrarlıyorum: Şayet iddiasını ispat edebilmiş olsaydı, ben Cumhurbaşkanlığı makamından ayrılacak, siyaseti de bırakacaktım. Ortada bu zatın iddia ettiği gibi bir para gönderme işi olmadığına göre aynı onurlu, haysiyetli, ilkeli tavrı kendisinden bekliyorum.” diye konuştu.

Erdoğan, geçen haftaki grup toplantısından sonra MGK’nın kasım ayı olağan toplantısına başkanlık ettiğini, çarşamba günü Orman ve Şu İşleri Bakanlığının toplu açılış töreninde yatırım bedeli 7,7 milyar lira olan 375 eseri ülkeye kazandırdıklarını anımsattı.

“Bu toplantıda anamuhalefet partisinin başındaki zatın, grup kürsüsünden salladığı kağıtların, yalan ve iftira olduğunu millete anlattıklarını” belirten Erdoğan, günlerce kamuoyunu, “Cumhurbaşkanı’nın yakınları, yurt dışındaki bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdi” diyerek aldatan şahsın ipliğini pazara çıkardıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir kez daha söylüyorum; Cumhurbaşkanı’nın ve yakınının, senin şahsında biriken bu tür dolandırıcılıklarla asla alakası ve işi yoktur. Yurt dışına gönderilmiş herhangi bir paraları da kesinlikle söz konusu değildir. Belge diye salladığı ve hepsi de sahte olan kağıt parçalarında zaten bu iddiayı destekleyecek hiçbir bilgi bulunmuyor. Bu durumda anamuhalefetin, diğer adıyla ana hıyanetin başındaki zata çağrımı bir kez daha tekrarlıyorum: Şayet iddiasını ispat edebilmiş olsaydı, ben Cumhurbaşkanlığı makamından ayrılacak, siyaseti de bırakacaktım. Ortada bu zatın iddia ettiği gibi bir para gönderme işi olmadığına göre aynı onurlu, haysiyetli, ilkeli tavrı kendisinden bekliyorum. Salı gününden bu yana CHP’nin başında durduğu her günü, her saati, bu zatın sözünü tutamadığı halde gereğini yapmadığı bir zaman olarak kaydediyorum. Gerçi bu zatın daha önce televizyon ekranlarında milletin gözüne baka baka ‘Yüzde 40 oy alamazsam gereğini yaparım’ dediği ve bunun neredeyse yarısında kaldığı halde kılını kıpırdatmadığını da gayet iyi biliyoruz. Buna bütün Türkiye ve kendi partisi de şahit.”

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağzından çıkandan habersiz olduğunu, geçen haftaki grup konuşmasında “Uyuşturucu kullanımıyla ilgili Meclis araştırma önergesi verdik, AK Partililer reddetti.’ dediğini anlattı. Önergenin, Meclis Genel Kurulunun 2 Kasım tarihli oturumunda AK Parti’li milletvekillerinin katkısıyla kabul edildiğini ve araştırma komisyonu kurulduğunu anımsatan Erdoğan, “Yalanlarla, iftiralarla, eline tutuşturulan kağıtları okumakla öylesine beyni bulanmış ki gerçek hayatta ne olup bittiğinden haberi yok. Veya bir başka ihtimal olarak partisi içinden birileri, bu konuda da yine kendisini tongaya düşürdü. Artık orasını biz bilemeyiz, meleselerini varsınlar kendi aralarında halletsinler.” değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun şimdi de ABD’nin Türkiye’ye karşı bir silah gibi kullanmaya çalıştığı Sarraf davasıyla ilgili açıklamalar yapacağını ifade eden Erdoğan, ABD’deki davanın, hukukla, adaletle, ticaretle uzaktan yakından ilgisi olmayan, bir “canbaza bak canbaza” oyunu olduğunu vurguladı.

Bu oyunla bir taşla aynı anda pek çok kuşun birden vurulmasının hedeflendiğini dile getiren Erdoğan, bunlardan birinin, Türkiye’nin tüm dikkati ve ilgisi bu davaya çekilerek Suriye ve Irak’ta Türkiye aleyhine yürütülmek istenen projeye hız verilmek istenmesi olduğunu belirtti.

Erdoğan, “Davanın projesi, Amerikan yönetimi içindeki bir gruba aittir. Malzemelerinin temini görevi de FETÖ’ye ve CHP’ye verilmiştir.” dedi.

ABD’de, Türkiye’deki 28 Şubat dönemine benzer bir süreç yaşandığına işaret eden Erdoğan, kritik kademelerde söz sahibi olan eski yönetim bakiyesi bir grubun, Türkiye konusunda, Trump yönetiminin iradesine aykırı olarak bambaşka bir politika izlediğinin anlaşıldığını söyledi.

Erdoğan, muhataplarının, demokrasiye olan saygıları nedeniyle seçimle işbaşına gelen Trump olduğunu ve böyle de kalacağını bildirdi. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bizi İran ile ticaretimiz nedeniyle yargılamaya kalkanların niyeti, sınırlarımız boyunca kurmaya çalıştıkları on binlerce kişilik terör ordusunu gizlemektir. Nitekim seyrine baktığımızda, bu davanın, ülkemizi bölgedeki iddialarından ve kazanımlarından vazgeçirmek için bir şantaj aracı olarak kullanılmak üzere gündemde tutulduğu açıkça görülüyor. Öyle ki bize karşı en küçük muhabbetleri olmadığını bildiğimiz kişiler dahi, bu aleni tezgah karşısındaki isyanlarını dile getirmekten kendilerini alıkoyamadılar.

Öncelikle bu davanın gerçekte ne olduğuna şöyle bir bakmakta yarar var. İddianameye bakılırsa davanın konusu, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların delinmesine yönelik bir planın ortaya çıkartılmasıdır. Yine iddianameye göre Türkiye, İran’dan aldığı doğalgazın parasını kendi bankalarında tutmak yerine bir takım yol ve yöntemlerle, asıl alacaklıya, yani İran’a aktarmış. Davanın sanıkları bu amaçla ABD’yi dolandırmak, ilgili yasaları ihlal etmek, kara para aklamak gibi işlemler için komplo kurmakla suçlanıyor. Esasen ABD’nin İran’a yaptırımlarını en başta kendi şirketleri olmak üzere, Batının değişik ülkeleri delmiştir. Bundan ya haberleri yok ya da burada da aynı şekilde provokasyon devam ediyor. Bu konuda pek çok banka, Batıda suçlamalarla karşılaşmış ve milyarca avro ödeme yapmıştır. Ekonomik bir suçun cezasının da ekonomik olacağı ilkesiyle haksız bile olsa bu yöndeki işlemlerin takibinin ve tartışmasının kendi zemininde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Ancak burada İran’a yaptırımların ihlaliyle ilgili diğer süreçlerden farklı bir yol izlenmiş, ceza davası açılması yoluna gidilmiştir. Duruşmalarda da davanın asıl konusu üzerinde neredeyse hiç durulmadan, ülkemizi uluslararası alanda karalamaya yönelik bir mizansen sergilenmektedir.”

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Nasıl 17/25 Aralık’ta yolsuzluk görüntüsü altında ülkemizdeki anayasal düzeni emniyet, yargı darbesiyle yıkma çabası varsa, Amerika’daki davada da aynı amacı uluslararası alanda gerçekleştirme niyeti vardır. Davanın iddianamesindeki komplo iddiası doğrudur. Ama bu komplo Amerika’ya değil, Türkiye’ye karşı kurulmuş bir komplodur.” dedi.

Erdoğan, ABD’deki davada, davalıların beyanlarından, savcıların sorularına, “delil” diye salonda gösterilen materyellere kadar her şeyin bir mizansenin parçası olduğunu belirtti.

Davanın Amerikan medyasındaki yansımalarına bakıldığında bambaşka bir manzarayla karşılaşıldığını, medyanın davayı “Rusya, Flynn, Trump” başlıklarıyla birlikte değerlendirdiğini ifade eden Erdoğan, davanın Amerikan iç siyasetindeki büyük çekişme ve kavganın malzemesi olarak algılandığını dile getirdi.

Avrupa medyasındaki analizlerin de aynı yönde şekillendiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:

“Bu fotoğraf bize şunu anlatıyor: Ortada FETÖ’nün ve ana muhalefetin güdümündeki birtakım çevrelerin iddia ettiği gibi bir yolsuzluk soruşturması, bir yolsuzluk davası yoktur. Amerika’daki davanın özünde de böyle bir iddia söz konusu değildir, zaten de olamaz. Nasıl 17/25 Aralık’ta yolsuzluk görüntüsü altında ülkemizdeki anayasal düzeni emniyet, yargı darbesiyle yıkma çabası varsa, Amerika’daki davada da aynı amacı uluslararası alanda gerçekleştirme niyeti vardır. Davanın iddianamesindeki komplo iddiası doğrudur. Ama bu komplo Amerika’ya değil, Türkiye’ye karşı kurulmuş bir komplodur. Bu dava 17/25 Aralık ve 15 Temmuz’un devamı olan FETÖ’nün sürecinin tam göbeğinde olduğu uluslarası bir darbe girişimidir. Buradan, Amerika’ya sesleniyorum; hala 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini anlayamadınız mı, anlamayacak mısınız? Şu anda Türkiye’nin yargısı başta FETÖ olmak üzere bunların bütün suçlulularını yargılayıp ağırlaştırılmış müebbet hapse, müebbet hapse mahkum ederken, bunların dosyaları da sizlere gelirken, hatta bunların çok ciddi bir kısmı Amerika’ya batıya kaçmışken, siz hala neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Şu anda görmekte olduğunuz bu dava ile bunların da ilişkisi olduğunu görmeniz lazım ve onlar da şu anda bu davaları da ayrıca takip ediyorlar.”

Kimsenin Türkiye gibi bir ülkeyi ABD iç siyasetindeki çekişmelerin, ABD’nin bölgedeki politikalarına ilişkin görüş ayrılıklarının malzemesi haline getirmeye hakkı olmadığını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçtiğimiz günlerde ülkemize sığınan, bu sığınmayla beraberde PYD, YPG yöneticisi, Suriye’de Amerika’nın bu terör örgütünü korumak, kollamak, büyütmek için neler yaptığını, hiçbir inkara meydan vermeyecek açıklıkta anlatmıştır. Bunu zaten bizler de görüntülerle, her şeyle tespit etmiş vaziyetteyiz. Bunları biliyoruz. Sırf Türkiye’nin operasyonlarına engel olmak için bu teröristleri ve silah gücünü Amerikalı personelin koruması altına alan bir müttefikin, müttefikliğini biz nasıl kabul edeceğiz. Böyle müttefiklik olur mu?”

DEAŞ bahanesiyle yürütülen bu sinsi oyunun gizlenebilecek tarafı kalmadığına işaret eden Erdoğan, Türkiye’ye kimsenin DEAŞ ile mücadelede ahkam kesmeye kalkmaması gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin DEAŞ’la fiilen savaşan tek NATO ülkesi olduğunu bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

“Şimdi buradan bir şey açıklıyorum. Rakka operasyonundaki DEAŞ militanlarının sürüleceği yer neresi biliyor musunuz? Mısır Sana Çölü, oraya. Orada onlar istihdam edilecekler. Görevlerini daha sonra yakından takip edeceğiz. Masaya oturunca, lafa gelince ‘Hassasiyetlerine saygı duyuyoruz.’ deyip de sahada Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerine karşı her türlü ihaneti yapan bir müttefikle kendimize nasıl ortak bir gelecek kurabiliriz. Biz terör örgütünün Suriye’deki uzantılarını bugün olmazsa yarın ama çok yakında mutlaka, tamamen imha edeceğiz. Bugüne kadar dost kabul ettiğimiz güçlerin personeline zarar vermeme hassasiyetiyle çok dikkatli hareket ettik. Bunun devamı ancak bizim hassasiyetlerimize de riayet edilmesiyle mümkündür. Yaptırımları ihlal etme iddiasıyla bizi Amerika’da çarmıha germeye çalışanların burnumuzun dibinde terör devleti kurma girişimini herhalde eli kolu bağlı seyredecek değiliz, bunu da böyle bilsinler.”

Teröriste hangi isimin verildiğinin, hangi üniforma giydirildiğinin, hangi paçavraların altında saklandığının bir önemi kalmadığını vurgulayan Erdoğan, vatanın güvenliği, devletin egemenliği, milletin bağımsızlığı söz konusu olduğunda kendileri için diğer her şeyin teferruat olduğunu anlattı.

“Sakın ‘PYD, YPG, PKK demeyin, Suriye Demokratik Güçleri SDG deyin” denildiğini aktaran Erdoğan, “Yutarlar. Tezgah bu. Bu tezgahı da iyi bilelim. Ey Amerika, biz Özgür Suriye Ordusu’nu seninle beraber kurduk. Bunun adımını sizden önceki Obama yönetimiyle beraber kurduk, o zaman SDG diye bir şey yoktu. PYD, YPG vardı ama hepsinin anası, babası PKK vardı ve beraber Özgür Suriye Ordusu’nu DEAŞ’a karşı kurduk ama siz şimdi yeni bir manevrayla ‘Özgür Suriye Ordusu’nu da bir tarafa koyun’. E ne olacak? ‘SDG’yi kurduk’. Bununla yeni bir aldatmaca… Artık bunu bize yutturmak mümkün değil.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağı iddiasına ilişkin, “İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak, bu konunun sonuna kadar takipçisiyiz. Eğer böyle bir adım atılacak olursa; hemen, beş on gün içerisinde İslam İşbirliği Teşkilatı Liderler Zirvesi’ni İstanbul’da toplayacağız. Kaldı ki bu, bizim diplomatik ilişkilerimizi İsrail ile koparmaya kadar gidebilir.” dedi.

Erdoğan, Türkiye’ye sahada her türlü tuzağı kurarken politika arenasında her türlü riyakarlığı sergileyenlere daha fazla tahammül etmek zorunda olmadıklarını söyledi.

Bundan sonra kimin nerede ne dediğine değil, sahada kimin ne yaptığına bakacaklarının, ona göre hareket edeceklerinin altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı almaya hazırlandığı yönündeki haberlerle ilgili üzüntülerimi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Kudüs, Sayın Trump, Müslümanların kırmızı çizgisidir. Filistin halkının yaraları kanamaya devam ederken her gün hak ihlalleri, zulümler, baskılar sürerken İsrail’e destek mahiyetinde böyle bir kararın alınması sadece uluslararası hukukun ihlali değil, aynı zamanda insanlık vicdanına da vurulmuş ağır bir darbedir. İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak, bu konunun sonuna kadar takipçisiyiz. Eğer böyle bir adım atılacak olursa; hemen, beş on gün içerisinde İslam İşbirliği Teşkilatı Liderler Zirvesi’ni İstanbul’da toplayacağız. Sadece bununla da kalmayacağız.

Bu Liderler Zirvesiyle de çok daha önemli etkinliklerle tüm İslam dünyasını o zirvede hareketlendireceğiz. Zira sıradan bir olay değil, bu olay. Amerika bütün işleri bitirdi de şimdi bu mu kaldı? DEAŞ ile de işi bitir, bu mu kaldı? Netanyahu, İsrail de kendi içinde iç hesaplaşmalarını bitiremiyor. Biz kesinlikle son ana kadar buradaki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kaldı ki bu, bizim diplomatik ilişkilerimizi İsrail ile koparmaya kadar gidebilir. Amerika’yı, bölgedeki sorunları daha derinleştirecek böyle bir adım atmaması konusunda buradan bir kez daha ikaz ediyoruz: Böyle bir şey olamaz. Böyle bir adım atamazsınız. Zira artık dünya bir bütündür. Bu bütünün içerisinde ‘Ben istediğim gibi hareket ederim.’ noktasında hareket ettiğiniz takdirde bu bölgede meydana gelecek sıkıntıları göz ardı edemezsiniz.”

ABD’deki davaya değinen Erdoğan, “Her kim Amerika’daki davayı Türkiye’nin iç siyasetinde bir malzeme olarak kullanmaya kalkarsa o da aynı ihanetin ortağı demektir. Amerika’daki mahkemede dile getirilen iddiaların değerlendirilmesini bizim yargımız yapmıştır, hükmünü de vermiştir. Bu iddiaların siyasi bir faturası olacaksa onu kesecek olan da bizim milletimizdir.” diye konuştu.

Meselenin görünüşteki sebebi olan İran ile ticarette haklı olan tarafın Türkiye olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:

“Kusura bakmasınlar, kiminle ticaret yapacağımızın kararını biz veririz, başkaları değil. Öncelikle Türkiye, tüm ülkeler için bağlayıcılığı olan Birleşmiş Milletler kararına uymuştur. Öte yandan bilindiği gibi Türkiye İran sınırı Amerika’nın kuruluşundan çok önce, 1639 yılında belirlenmiştir. Tarihi süreç içinde bu ülke ile pek çok anlaşmazlığımız, gerilimimiz olmuştur. Bugün de anlaştığımız konular vardır, anlaşamadığımız konular vardır ama bu ülkenin halkıyla çok kadim, çok derin insani ve kültürel ilişkilerimiz bulunuyor. İran ile ticaretimizin ana kalemini doğal gaz ithalatımız oluşturuyor, petrol ithalatımız oluşturuyor.”

ABD’nin İran ile petrol ticareti konusundaki miktar azaltılması yönündeki ricaları değerlendirdiklerini, İran ile petrol ithalatını belli bir oranda düşürdüklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birçok ülke İran’dan petrol ithalatlarını neredeyse hiç azaltmadılar. Bırakın onu Amerika’nın kendi önemli marka firmalarının bugün İran’da ürünleri vardır. Batı’nın değişik ülkeleri bugün İran’a otomobil noktasında çok ciddi oranda oraya mal ihraç ediyorlar, ülkelerin adını vermeyeceğim ama batının en güçlü ülkeleri. Doğal gaz ise bizim hem sanayideki, hem elektrik üretimindeki, hem konutlardaki yaygın kullanım sebebiyle stratejik bir ürün. Üstelik yaptırımlar döneminde Türkiye’nin doğal gaz için ikame bir kaynağı da bulunmuyordu. Netice olarak biz İran ile ilişkilerimizi sürdürürken mümkün olan noktalarda Amerika’nın taleplerini de dikkate aldık. Buna karşılık Amerika’dan aynı anlayışı göremediğimizi de belirtmek durumundayım.

Türkiye’nin Amerika’ya karşı bir planı yoktur ama Amerika’nın bize karşı bir planı olduğu artık iyice anlaşılıyor. Buna nereden geliyorsunuz? Nereden gelmeyeyim? Kuzey Suriye, en doğusundan al batıya doğru orada bir terör koridoru oluşturulduğunu görüyoruz. Bu terör koridoru içerisindeki kurulmakta olan üsler. İşte geçenlerde de yine söylemiştim, yaklaşık bin 300’ü tır olarak, bu sayılar tırmandı tırmandı, 2 binin, 3 binin üzerine çıktı ve bu tırlarla zırhlı taşıyıcılar, silah, mühimmat bu bölgeye geldi. Peki bu silahlar bu bölgeye niye gelir? Nerede kullanacak bunu Amerika, DEAŞ’a karşı mı kullanacak? Ya DEAŞ diye bir şey mi kaldı orada? Yok, Suriye’ye karşı mı kullanacak? Yok. Suriye ile koalisyonda. Eee kime karşı kullanacak, Irak’a karşı mı kullanacak? Yok, zaten Irak’tan geldi girdi. Kime karşı kullanacak? Ya İran, ya Türkiye, sıkıysa Rusya. Başka var mı? Şimdi ben doğruları söylemek zorundayım. Ben bunu Sayın Trump’ın kendisine de söyledim. ‘Nasıl’ dedi, ‘Bütün seri numaralarını belirledik ve DEAŞ buradan gittikten sonra bu silahları buradan alacağız’. E tamam DEAŞ falan kalmadı orada, Rakka’dan da gittiler, silahlar hala geliyor, üslerin sayısı artıyor. Niye bu üslerin sayısı artar, Neden? Kusura bakmasınlar adım adım her şeyi takip ediyoruz, biz de gereği neyse bunu yapmanın mecburiyeti içerisindeyiz.”

YORUM YAP